Esen Yel
DEMOKRASİ SAKIZ
ÇİĞNİYOR
roman
Birinci Baskı Yaprak Yayınları
1987 İstanbul
Kapak : Ferit Erkmen
BİR FIRTINA ÖNCESİ KARMAŞASININ BURUK GÜLDÜRÜSÜ
< xml="true" ns="urn:schemas-microsoft-com:office:office" prefix="o" namespace="">
Romandan bir bölüm
"Senin mi çocuğun olacak Raufçuğum?"
"Evet Doktor evet.. Benim çocuğum
Olacaktır. Daha bu sabah öğrenmişimdir
Bunu. Ve de işte koşa koşa sana gelmişimdir."
Rauf merdivenleri ikişer üçer indi. Transa girmiş halde okuldan ayrıldı. Pardösüsünün ve de ceketinin düğmeleri açıktı hala. Sabahleyin biraz yavaşlayan kar yeniden olağan hızına ulaşmıştı. Ayakkabılarının karlara gömülmesine aldırmadan caddeye çıktı. Yürümüyordu, uçuyordu.
Nereye gideceğini düşünmüyordu bile. İçgüdüsel, ara sokaklardan birine daldı. Sıcak odalarının pencerelerinden karın yağışını izleyen insanlar, yüzlerini camlara yapıştırarak bu kışta kıyamette böyle yollara düşmüş mecnunu tanımaya çalışıyorlardı. Yürüdüğü sokağın bir başka sokakla kesiştiği noktaya gelince yavaşladı. Sağlık ocağı karşısındaydı.
Sağlık ocağının tek doktoru vardı. İki de hemşiresi. Rauf resmi toplantılardan, resmi yemeklerden tanıyordu doktoru. Selamlaşıyorlardı karşılaştıklarında.
Doktorla olan tanışıklığına güvenerek olmalı, sırada bekleyen kadınların arasından geçip muayenehanenin kapısını çaldı ve beklemeden daldı içeri.
Doktor bir hanımı muayene ediyordu. Yanında hemşire vardı. Rauf’un ‘dalışıyla’ muayene yatağının beyaz örtüsüne sarınmaya çalıştı çıplak kadın. Rauf, kimbilir ne zamandan aklında kalmış belki anlamını da bilmediği bir sözcüğe sığındı:
"Ya destur!" Doktor, böyle şey gibi, ne gibiyse ne gibi işte, içeri dalıveren densize tam bağırmak üzereydi.. Bu şey gibi içeri dalıveren densizin lise müdürü Rauf olduğunu algıladı. Gerilmiş yüz çizgileri sanki isteksiz isteksiz yumuşadı.
"Hayrola Raufçuğum, bu ne hal böyle?"
Rauf'un dili tutulmuştu yine. Ne söyleyeceğini bir türlü bulup çıkaramıyordu beyninin içinden. Doktorsa üstü başı kar içinde, pardösüsünün ve ceketinin önü açık olarak karşısında saf saf bakınıp duran Rauf’u izliyordu. Gördüklerini bir türlü anlamlandıramıyordu.. Çünkü Rauf’u iyi tanımıyordu.
Hemşire hastanın uzandığı yatağın önüne hızla paravanayı çekmişti.
"Tamam mı Doktor Bey, diye sordu.
"Evet Hemşire Hanım, tamam. Al, reçetesi masada. İlaçları nasıl kullanacağını anlat. Bir hafta sonra yine uğrasın, dedi.
Hemşire şaşkınlık içinde yan yan Rauf’a bakan kadının koluna girdi, dışarı çıkardı. Rauf’la doktor hala bakışıyorlardı.
"Otursanıza Müdür Bey," demeyi akıl etti doktor. Eliyle sandalyeyi gösterdi.
Rauf yavaş yavaş trans durumundan çıkıyordu. Gözleri daha bir anlamlı bakmaya başladı. Daha bir yaşam belirtileri izleniyordu yüzünde. Konuşmayı denedi.. Bir iki tekledi.. Doktor yardımcı olmak istiyordu:
"Bir şey mi var Raufçuğum, bir şey mi geldi başına?"
Birkaç kez daha tekledikten sonra kekeleye kekeleye söze başlamayı başardı..
"Çocuğum olacak da Doktor Bey," dedi.
Doktorun yüzünde dehşetli bir şaşkınlık belirdi. Kulaklarına inanamadı. Karşısında lise müdürü Rauf Bey vardı. Ve bu lise müdürü Rauf Bey erkekti.. Bu kez o Rauf’a bön bön bakmaya başladı. Beynini yokladı. Tıp kitapları bıldırcın sürüsü gibi havalandı kafasında.. Pata pata pata pata..
"Senin mi çocuğun olacak Raufçuğum?"
"Evet Doktor evet.. Benim çocuğum olacaktır. Daha bu sabah öğrenmişimdir bunu. Ve de işte koşa koşa sana gelmişimdir."
Doktor elleriyle garip işaretler yaparak odanın içinde dolaşmaya başladı. Tıp tarihi diyordu yavaş sesle.. Tıp tarihi.. Bu kez tıp tarihi kitapları havalandı kafasında, bıldırcın sürüsü gibi.. Pata pata pata pata.. Rauf’un yanına geldi.
İçeri giren hemşire, Rauf'la doktoru koyun koyun birbirlerine bakarlarken buldu. Doktorun beynindeki bıldırcın sürüsü odaya pek çok tüy bırakarak uzaklaşmıştı. Mırıldanırcasına hemşireye döndü:
"Bak kızım, Rauf Beyin çocuğu olacakmış. Şu araçları, eldivenleri getir de bir bakalım..
"Ayyy!" diye bir çığlık atmasıyla dışarıya kaçması bir oldu hemşirenin.
Bu keskin çığlık, Rauf'un trans durumunu kesin olarak sonlandırdı. Bir sağına bir soluna baktı. Arkasına baktı Gözlerini iri iri açarak odanın içinde bir şeyler aradı. Hızla kalktı. Paravananın arkasına da baktı..
Çığlık atma sırası kesinlikle Rauf'taydı şimdi..
"Uy babooo! Ayten'i getirmemişimdir ha!"
Tek sözcük söylemeden, geldiği gibi çıkıp gitti..
Sekizinci Bölümün Sonu
